Başak Sucuka
Menü

Başak Sucuka: Kalp göçü beyin göçünden daha beter

Başak Sucuka. 1987 İstanbul doğumlu. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler mezunu bir sosyal girişimci. İş hayatına uluslararası bir şirkette başladı. 2017 yılında ise kariyerinde karar değişikliği yaparak iyilik alışverişi platformu Givin’i kurdu. İstanbul’da yaşıyor ve Givin’i büyütmeye devam ediyor.

Merhaba Başak. En başta sana Givin’i sormak istiyorum. Birçok yerde anlattın ama kısaca burada da paylaşmak ister misin? Givin ne durumda?

Givin, Türkiye’nin sürdürülebilir iyilik alışveriş platformu. 4,5 senedir büyüyerek alışverişlere ve hayata iyilik katmaya devam ediyor. Givin.co web sitemiz ve Akasya alışveriş merkezindeki Givin iyilik mağazamız ile bağış karşılığında fazla ürünlerin satışını gerçekleştiriyoruz. TEV, TOG, TOÇEV, SMA ile Mücadele Derneği ve daha birçok değerli kurum ile çocuklara ve gençlere destek sağlıyoruz. Aynı zamanda yeniden kullanım ile sürdürülebilir tüketim alışkanlıklarını destekleyerek insanlara ve doğaya yardımcı olmaktan dolayı da çok mutluyuz.

Kurumsal hayattaki kariyerinde radikal bir karar değişikliği yaparak sosyal bir girişim gerçekleştirdin. O dönemde kararını etkileyen ya da motive eden şey ne oldu?

Kurumsal hayattaki işimde anlam yaratamadığımı ve enerjimi bir değer yaratmayan işler için harcadığımı fark ettim ve bundan rahatsız olmaya başladım. Aynı zamanda etki edebileceğimiz birçok problem, hayatında büyük farklar yaratabileceğimiz milyonlarca insan varken “iyi” bir insan olduğumu söyleyip hiçbir şey yapmıyor olmak da kendime olan saygımı sorgulamama sebep oluyordu. Bu konular üzerine kafa yorarken aklıma güzel bir fikir geldiğini düşününce denemek istedim. Yaşamanın güvenli konfor alanında değil, tüm iniş çıkış ve maceralarıyla gerçek bir yaşam olabildiğine inandığım için de o sıçrayışı gerçekleştirebildim.

Joseph Conrad bir eserinde “Gördüğüm şeylere karşı elimden bir şey gelmediği için kendimden nefret ettim.” diyordu. Sana göre bu ağır bir itiraf mı? Gerçekten de bu duyguyu hepimiz hissetmeli miyiz?

Benim kendimle çok bağlantı kurabildiğim bir itiraf bu. Nefret duygusu olmasa bile, kendimizi iyi, adil, yardımsever, sevgi dolu gibi sıfatlarla tanımlıyorsak ya da öyle bir insan olmak istiyorsak, eylemlerimizin bu sıfatların hakkını verip vermediğini ara sıra sorgulamamız gerekiyor. Eylemlerimiz bu sıfatlar için yetersiz kalıyorsa bu noktada bir rahatsızlık ve sorumluluk hissedip eylemlerimizi niyetlerimize göre şekillendirmemiz gerekiyor diye düşünüyorum.

Toplumun yalnızca %6’sı sosyal sorumluluk faaliyetine katılım sağladığı kültürümüzde sosyal girişimin de karşılığının henüz oluşmadığını düşünüyorum. Sosyal girişimin ne demek olduğunu tam olarak biliyor muyuz? Bir sosyal girişimin diğer girişim projelerine göre ne gibi avantaj ve dezavantajları var?

Sosyal girişimler, sosyal ve/veya çevresel fayda sağlamak için kurulmuş iş modelleridir. Ancak bu kavramın bilinirliği çok düşük. Sürdürülebilir ve büyütülebilir sosyal fayda sağlaması ve daha üst bir faydaya hizmet etmesi bakımından çok değerli girişimlerdir. Diğer girişimlere nazaran en büyük zorluğu bu kavramın yeterince anlaşılıp benimsenmemesinden oluşan handikapları. Bunların başında da sermayeye erişim ve doğru regülasyonların yetersizliği geliyor.

Türkiye’de sosyal bir girişimci olmak zor mu? Ne gibi zorluklarla karşılaştın? Givin’i kurarken ve büyütürken başka bir ülkede daha kolay olacağını düşündün mü hiç?

Bence çok zor. Sosyal girişimcilik kavramı bilinmediği için yapmaya çalıştığınız şeyi insanlar için hiçbir zemini olmayan bir atmosferde yapmaya çalışıyor ve sadece zor bir alanda bir iş kurmaya değil, aynı zamanda algılardaki kalıplaşmış düşünceleri de değiştirmeye çalışıyorsunuz. Muhtemelen Avrupa ve Amerika’da çok daha kolay olurdu ama burada olmasının da büyük düzende muhakkak ki büyük sebepleri var.

Peki toplumun kadın girişimcilere bakış açısını nasıl buluyorsun? Erkek hegemonyasının girişimcilik hayatında da hala sürdüğünü düşünüyor musun?

Tabii. Girişimciler yüksek oranda erkek. Global bir istatistiğe göre kadın girişimcilere yapılan yatırımların erkek girişimcilerden daha yüksek dönüş getirmesine rağmen kadınların sermayeye erişimleri de erkeklere göre daha düşük. Her şeyin değişiminin çok hız kazandığı bir dönemde umarım bu konudaki ilerleme de hızla gerçekleşir.

Son yıllarda ülkemizdeki “sıkışmış” gençlerin yurt dışına göç ettiklerini ve orada hayat kurduklarını gözlemliyoruz. Beyin göçünü bu ülkenin başına gelebilecek en büyük felaketlerden birisi olarak görüyorum. Sen ne dersin?

Bence beyin göçünden daha beteri kalp göçü. Kalp göçünden kastım şu: İnsanların ülkeye sevgisini, umudunu ve iyileştirip güzelleştirmek için emek verme istediğini kaybetmesi. Beyin göçü gerçekleştiren insanlar yurtdışından da daha iyi imkanlarla ülkelerine destek olmak için bir şeyler yapabilirler. Bunun en güzel örneklerinden biri Selçuk Şirin’dir. Ama kalpten göçmüş olanlar ise maalesef ülkede olsalar da eylemsizliğe geçiyorlar.

Bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felaketlerden biri umudunu, sevgisini ve ilgisini kaybetmiş, hiçbir şeyin ucundan tutmayan ve orada ne olduğunu umursamayan vatandaşlara sahip olmak.

Kalp göçü ifaden oldukça manidar. Birçok gencin yurt dışı hayali kurduğu bir dönemde Türkiye’de kalmayı ve burada üretmeyi tercih ettin. İstanbul’da yaşamaktan, Türkiye’de bulunmaktan memnun musun?

Çok memnunum. Hayatımda en sevdiğim insanların, yemeklerin, coğrafyanın en yoğun bir şekilde bir arada olduğu yer burası. Nerede yaşarsak yaşayalım her yerin kendince bize olumsuz gelen tarafları olacaktır. Önemli olan o olumsuz taraflara ne için katlandığımız. Ben en çok sevdiğim şeyleri daha çok yaşamak için burada yaşamaktan ve cennet gibi ülkemizi elimizden geldiğince daha iyiye götürmek için çalışmaktan gayet mutluyum.

Ben de bu ülkenin her bakımdan çok büyük bir potansiyelinin olduğunu düşünüyorum. Ancak köklü ve absürt sorunlarımız ekonomik kalkınmamıza da bariyer teşkil ediyor. Türkiye’de girişimcilik ekosisteminin gelişimi için neler yapılmalı sence?

Türkiye’de her şeyin gelişimi için insanların öncelikle ülkeyi, zihinleri, emekleri ve paralarıyla yatırım yapmalarına değer bir hukuk ve demokrasi devleti olarak görmesi gerekli. Eğer bu şekilde görülmüyorsa da bu yüksek potansiyelli ülkeyi bu anlamda daha iyi bir noktaya götürmek isteyen insanların ve kurumların desteklenmesi gerekli diye düşünüyorum.

En karakteristik özelliğin?

Pozitifliğim.

En büyük hayalin ya da hedefin?

Givin’in 8-9 haneli rakamlara, sosyal, ekonomik ve çevresel faydasını çok daha büyütebilecek bir şirkete satıp sosyal etki yatırımları yapan bir fon kurmak, çok mutlu bir aileye sahip olmak ve insanların mutlu ve doyumlu hayatlar sürmelerine yardımcı olmak.

En tahammül edemediğin şey?

Haksızlık.

En sevdiğin hobin?

Ata binmek, önceden yelken yapmaktı.

En çok dinlediğin şarkı?

Viene de Mi – La Yegros.

En beğendiğin film ya da dizi?

Big Fish ve New Amsterdam.

En ilham aldığın söz?

Dünyayı değiştirmek istiyorsan, ilk önce kendinden başla.