Eren Boz
Menü

Eren Boz: 20 yıllık eğitimin sonucunu kendimde göremiyorum

Eren Boz. 1993 Adana doğumlu. Güzel sanatlar mezunu bir karikatürist. Sosyolojiden psikolojiye, edebiyattan felsefeye kadar birçok konuyu çizimleriyle harmanlıyor. Bununla birlikte ülke meselelerine özgün yorumunu katarak toplumsal vicdanı seslendirmeye çalışıyor. Bu çalışmalarını ise yüzbinlerce takipçisi olduğu Instagram hesabında paylaşıyor. Adana’da yaşıyor ve çizimleriyle ilham vermeye devam ediyor.

Merhaba Eren. Karikatürist Tan Oral bir söyleşisinde, “Kimse karikatürcü olmak için yola çıkmaz. Hep başka bir şey olmak için yola çıkılır. Kimisi o başka şey olurken karikatürü de yanında götürür.” demişti. Seni karikatürden ayırmayan şey ne oldu?

Karikatür çizmek, istediğim ve keyif aldığım için yaptığım bir şeyden ziyade yapmazsam olmaz dediğim bir şey. Sürekli yaralar açılıyor benliğimde. Kimi zaman bir yaranın kabuğunu soyuyor ve kanatıyorum, kimi zaman da kendim yeni yaralar açıyorum. Bu yaraları da iyileştirmek için yara bandı yapıştırır gibi çiziyorum. Yara bantları başkalarının da halihazırda var olan yaralarına tedavi olunca güzel bir tesadüf eseri mutlu oluyorum.

Georges Wolinski, “Karikatüristin en büyük vazgeçilmesi bağımsızlığıdır.” der. Bu bağlamda karikatür, varoluşu için mutlak bir özgürlük talep eder mi? Otorite ve despotizme karşı bir duruşu olmalı mı?

Herhangi bir duruşu olmak zorunda değil bence. Sanat, sanatçının kendisi içindir. Sanatçının kendisi halk için olursa ne ala. Olmazsa da bu, kişiyi sanatçı olmayan biri yapmaz. Otorite, sanatçıda yaralar açıyorsa ve sanatçı bu yarayı sanatıyla kapatmak istiyorsa kapatacaktır. Başka şansı da kalmayabilir. Benim başka çarem yoktu. Biraz da çaresizlikten çiziyorum galiba. Önceden olsa devrim deneyebilirdik, şimdi ise karikatür çiziyorum.

Karikatür de bir devrimdir bence. Peki karikatüristler için siyasi olarak korku iklimi olduğunu düşünüyor musun? Politik veya ironik karikatürlerini çizerken endişelendiğin, korktuğun ya da vazgeçtiğin bir çalışma oldu mu?

Her seferinde korkuyorum, korkmama rağmen paylaşabildiğim için gurur duyuyorum kendimle. İçten içe hep aynı şeyi tekrarlıyorum: Bir gün hapse atılsam bile bu, zihinlerimizin tutsak olmasından iyidir. Korktuğum için hiçbir şey çizemiyor olsaydım, koskoca ülkenin sınırlarına parmaklıklar yapılmış ve hepimiz hapisteymişiz gibi hissederdim.

Son yıllarda mizah dergilerin okuyucu kitlesi azaldı. Bununla birlikte sosyal medyanın ve ekonomik krizin etkisiyle dergiler maddi zorluklarla boğuşuyor. Ülkemizdeki karikatür kültürünü ve geleceğini nasıl görüyorsun?

Mizah dergilerinin böyle sıkıntılar yaşadığını bilmek çok üzücü. Çok yetenekli ve zihni çiçek gibi insanlar zorluklar yaşamakta. Kendi içinde bir evrim yaşıyormuş gibi görünüyor, her şey gibi. Umarım bir yolunu bulur, gün yüzüne çıkarız.

Umarım. Ben sanatta yaratıcılığın ütopya yerine distopyadan beslendiğini düşünüyorum. Türkiye dışında başka bir ülkede yaşıyor olsaydın bu kadar üretken ve yaratıcı olabilir miydin? Ayrıca görünenin arkasındaki Eren neler yapıyor, nelerden ilham alıyor?

Bu ülkenin derdinden, tasasından çok besleniyorum. O tasalardan kaçmak için koşarken de besleniyorum. Bazen başka bir ülkeye taşınsaydım nasıl olurdu diye düşünüyorum. Muhtemelen daha az çiziyor olurdum ama kafam rahatlamış olurdu. Sonra bu rahatlıkla birlikte daha tasasız şeyler çizmeye devam ederdim. Yaralarımı kanatıp durmazdım ve uzun zamandır yazmak istediğim hikayelerimi yazabilirdim. Mesela ‘’bir kuşun cenazesi’’ni yazmaya ayıracak vaktim kalmıyor ülkenin şimdisini ve geleceğini düşünmekten. Bu ülkede aynı şartlar altında bir yirmi yıl daha yaşamak zorunda kalırsam, ki umarım kalmam, muhtemelen sırtımda taşıdığım dertten dolayı kambur olurum.

Üniversiteden mezun olduktan sonra kendini artık özgür hissettiğini, eğittiğini ve çokça kitap okuduğunu biliyorum. Ülkemizdeki eğitim sisteminde temel sorun nedir sana göre? Nasıl bir reform yapılmalı?

Bence ilkokula 15 yaşında falan başlamalı çocuklar. Ben birinci sınıfa başladığımda 6 yaşındaydım ve sarılık hastası olmuştum. Sokaklardan koparılıp hiç tanımadığım 25 çocukla bir odaya kapatılmayı kaldıramamışım. 15-16 yaşlarına kadar çocuklara sadece okuma öğretilmeli. Kitaplar okuyup oyunlar oynamalı çocuklar. Bu ikisi için alan yaratılsa yeter. Bu yaş 20 bile olabilir. 6 yaşında okula başlayıp 26 yaşında üniversiteden mezun oldum. 20 yıllık eğitimin sonuçlarını kendimde göremiyorum. Ne öğrendiysem okuduğum kitaplardan öğrendim. Sadece 10 yıl yeterliydi. 20 yaşında ilkokula başlasaydım 8 yıl değil, 3 yıl sürerdi. Daha çabuk anlardım. Lise için 2 yıl yetse, 25 yaşımda üniversitede hangi bölümü okumak istediğimi çok daha iyi biliyor olurdum. Bizim bölümden hala ne istediğini bilmeyen insanlar mezun oldu. Ben de onlardan biriydim. Ne istediğimi okul bitince bulabildim. Okul, gözlerimizin önüne çekilmiş bir perde bence. Kendimizi göremiyoruz. Önce bakmayı öğrenirsek, gösterileni daha iyi görürüz.

Türkiye’nin en büyük potansiyelinin eğitimli genç nüfusu olduğunu düşünüyorum. Ancak son yıllarda oranı artarak devam eden beyin göçü gerçeği var. Bu konuda neler söylemek istersin? Nasıl değerlendiriyorsun?

Umarım bir gün dönmek isteyecekleri bir ülke olabiliriz. Daha özgür, daha medeni, daha aydın. Ben gitmek istemiyorum, mecbur kalmadıkça da gitmem. Ama kimse için kalmalı diyemem, giden gitsin, herkes bilir kendisi için en iyinin ne olduğunu.

Çoğunlukla siyasetçiler ve medya tarafından absürt gündemlerle meşgul ediliyoruz. Çoğu zaman da bu yapay meselelerle yoruluyor ve uyuşuyoruz. Türkiye’nin değişimi nereden başlamalı?

Dedeler ölmeye başladığında değişim de gelecektir diye düşünüyorum. Ne çekiyorsak dedelerden çekiyoruz. Bundan 50 yıl önce dedeler ölene kadar torunlarını da zehirliyorlardı. Ancak teknolojiyle birlikte bilginin hızlı yayılımı bu zehrin yayılmasının önüne geçiyor diye düşünüyor ve umuyorum. Günümüz dedeleri, bırakın torunlarını zehirleyebilmeyi, çocuklarını bile zehirleyemeden ölmeye başladılar. Bu harika bir haber.

Birçok gencin yurt dışı hayali kurduğu bir dönemde Türkiye’de yaşıyor ve burada üretiyorsun. Bu zorunlu mu yoksa gönüllü mü bir tercih oldu? Adana’da yaşamaktan, Türkiye’de olmaktan memnun musun?

25 yıldır Adana’da aynı evde oturuyorum. Daha bu mahalleden ve bu şehirden çıkamamışken, geçmişin köklerinden kopup, yurt dışına nasıl giderim hiç bilmiyorum. Ancak başka çarem kalmamışsa giderim. Güzel bir ülkede yaşıyoruz, insanların cehaletleri en büyük problemimiz. İnsanlarla savaşmak yerine cehaletle savaşmak lazım ama nazik bir biçimde. Cahil insanı bir ceylana, bilgiyi ve aydınlığı ise avlanmakta olan bir aslana benzetiyorum. Aslan usul usul, korkutmadan yaklaşmazsa ceylanı şahdamarından yakalayamaz.

En karakteristik özelliğin?

Ciddiyetsizliğim.

En büyük hayalin ya da hedefin?

Hikayelerimi yazmak istiyorum.

En tahammül edemediğin şey?

Siyaset.

En sevdiğin hobin?

Hiçbir şey düşünmeden uzaklara dalıp gitmek.

En çok dinlediğin şarkı?

Anna – Silvana Mangano.

En beğendiğin film ya da dizi?

Interstellar’ı çok seviyorum, diziye de Friends diyebilirim.

En ilham aldığın söz?

Her kim bir canavar çarpışmayı göze alırsa, bir canavar olmayı da göze alsın. Uçuruma uzun uzun bakarsanız uçurum da size bakmaya başlar.