Eymen Aktel
Menü

Eymen Aktel: Bilmediğin bir alana adım atmak gençlik cesareti istiyor

Eymen Aktel. 1994 İstanbul doğumlu. Güzel sanatlar mezunu bir sanatçı ve iklim aktivisti. Multidisipliner sanat eserleri çeşitli sergi ve müzelerde yer alıyor. İklim krizine dikkat çekmek için çalışmalarını ekolojik yaklaşımla da şekillendiriyor. Aynı zamanda Yokoluş İsyanı iklim hareketinin Türkiye kurucularından biri. İstanbul’da yaşıyor ve evindeki atölyesinde çalışmalarına devam ediyor.

Merhaba Eymen. Sanatın Öyküsü kitabında Ernst Gombrich, “Sanat diye bir şey yoktur, sanatçılar vardır.” diyordu. Sanırım her sanatçının da kendine özgü bir varoluş meselesi var. Röportaja buradan başlamak istiyorum. Derdin ne?

İçgüdüsel olarak yaptığım şeyin bilgiyi paylaşmak olduğunu son dönemde fark ediyorum. Bende var olan bilgileri dışarıya aktarıyorum ve bunun altında refah ortamını sağlama güdüsü yatıyor. Roma imparatoru stoacı filozof Marcus Aurelius, “İnsanlar birbirlerinin faydası için dünyaya gelmiştir. Bu nedenle onları ya eğit ya da onlara tahammül et.” diyor. Buradaki eğitime olan vurgu bir konunun uzmanı olup onu kusursuz bir şekilde aktarmak değil; herkesin kendinde sahip olduğu bilgiyi içinde bulunduğu topluma aktarması şeklindedir. Bunun sözle yapılması gerekmez. Tavır, duruş, bakış da bu bilgi aktarımına dahildir. Benim iklim krizi konusunda bilgiye erişmem ile içimdeki endişeyi sanatla yansıtmam arasındaki köprüyü bu şekilde kurabilirim.

Kariyerinin ilk dönemindeki ajans deneyimlerinden sonra yeniden üniversite sınavına girdin ve heykel bölümünü kazandın. Bu tercih değişikliğinin sebebi neydi? Güzel sanatlar eğitimi alma kararını verirken de endişelerin var mıydı? Eğitim ve kariyerini sanat alanında şekillendirme kararın nasıl gelişti?

İçinde kabul görmenin en zor olduğu alanlardan birisi sanat sektörüdür. Elbette bu karar endişe vericiydi. İletişim sanatları mezunuydum, reklam ajansında art direktör olarak çalışıyordum. Bir yandan resim ve heykel yapıyordum. Bu süreçte beni neyin mutsuz ettiğini, neyin iyi geldiğini tanımlamaya koyuldum. Reklam sektörü kesinlikle bana uygun bir yer değildi. İhtiyacım olan dışavurum şekli sanat pratikleriydi. Bilmediğin bir alana kimseyi tanımadan adım atmak biraz gençlik cesareti istiyor. Ben de sanatla var olma isteğimi neyse ki erkenden fark ettim ve gençlik enerjisiyle yapıverdim. İyi ki de öyle olmuş. Şu an düşündüğümde çok daha korkutucu geliyor ve muhtemelen şu an olsa böyle bir karar alamazdım.

Psikanalist Donald Winnicott, “Kendi başına olma kapasitesi gelişmiş insanların yalnızlığı yıkıcı olmuyor. Tam tersine yararlı ve üretici bir deneyime dönüşüyor.” der. Ben de yaratıcı sanatçıların yalnızlıkla bağlarının çok güçlü olduğunu düşünüyorum. Senin için de öyle mi?

Bu mutluluğumu gizleyemeyeceğim, çok güzel sorular bunlar! Bu sevincimin üstüne bir de itirafta bulunayım o halde. 2 yıl önce hayatımıza giren dışarı çıkma yasağına ne kadar sevindiğimi tarif edemem. Beni dışarı çıkmaya zorlayan şeyler bir anda ortadan kalkmıştı. Hayatım insanlara “Lütfen kişisel algılamayın, size olan sevgimle hiçbir alakası yok, beni böyle kabul edin.” demekle geçiyor. Maalesef bu yalnızlıkla olan mutluluğum çoğu insan tarafından algılanamıyor. Israrlara karşı bahane üretmek zorunda kalmak da o kadar yorucu ki, bunun yerine insanların bana kırılmasını izlemekle yetiniyorum. Aşiyan’a kapanan Tevfik Fikret gibi anlaşılabilsem keşke. “O da öyle biri işte” denip geçilebilse. Tabii ki kimseyi görmek istemiyorum boyutunda bir şeyden bahsetmiyorum. Ama sevdiklerimi sınırlı vakitlerde görmek bana yeterli oluyor. Bu konuda derdim olduğu için konuşmayı uzatmaya meyilliyim. O yüzden kısa kesip, Donald Winnicott’ın bu düşüncesine katıldığımı söyleyerek bitireyim.

Soruları beğenmene çok sevindim, öyleyse devam ediyorum. Bir sanatçının beslendiği alanlar sınırlandırılamaz kuşkusuz. Mesleki gelişim olarak daha çok hangi alanlardan besleniyorsun?

Edebiyat ve mimariden epey besleniyorum. Edebi yapıtlar işlediğim konuya yaklaşımımı destekliyor. Mimari yapılar da bunu geometrik bir düzene koyuyor. Kendi alanımda verilmiş eserler de beni tetikliyor ama çalışmalarımın şekillenmesinde bu iki alanın payının daha büyük olduğunu söyleyebilirim.

Sanatçı olmanın yanı sıra iklim aktivistisin. İklim konusunda reflekslerin seni ne zaman harekete geçirdi? Aynı zamanda bu performatif dilin çalışmalarına nasıl bir yansıması var?

2018 yılında IPCC (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) “Global Warming” adında bir rapor yayınladı. Raporda tüm veriler, yapabilecekleri ve ne kadar zaman aralığında olacağına kadar tüm bilgiler bulunuyordu. Sonuçlar dehşet vericiydi. Bu dönemde sadece ben değil, dünyanın her yerinden insanlar ayağa kalktı, örgütler kuruldu, bireysel tepkiler gösterildi. Ben de endişemi sanat pratikleriyle yansıttım. Bu endişe birilerine ulaştı ve birlik olup iklim hareketi kurduk. Bu hareketin içinde performatif eylemler tasarladım. Bu performatif dil, resimlerime daha cesur bakabilmemi sağladı. Hareket kabiliyetimi bir yüzeye aktarma enerjisi verdi. Yadsınamaz bir etkisi olduğunu söyleyebilirim.

Sanatçıların politik olması gerektiğini düşünüyor musun? Zira bu konuda iki zıt görüş var. Sanatta politik imge ve izlere yer verilmesi eserin özgünlüğüne ve estetiğine zarar verir mi?

Sanatçının hiçbir şeyi gereklilikten yapmaması gerektiğini düşünüyorum. Politika dahil dünya problemleriyle de asla ilgilenmeyebilir. Burada asıl olan sanatçının kendini gerçekleştirmesidir. Onu ve çalışmalarını da biricik kılacak şey budur. Sanatçının politika veya ekoloji krizi gibi sorunlar umurunda değilse, eserlerinde politika ve ekoloji krizi üzerine bir şey görmeyeceğiz demektir. Bu iyi ki de böyle.

Coğrafya olarak zengin bir kültürümüz olmasına rağmen toplum olarak kimliksiz bir kültürümüzün olduğunu düşünüyorum. Sen ülkemizdeki sanat kültürünü nasıl buluyorsun?

Zengin kültür ve kültür karmaşası benim de bu ülkeyi tanımlama şeklim. Normal şartlarda kimliksizlik mutluluktur derim ama sanat alanında “Türkiye sanatı” diye adlandırabileceğimiz bir kimlik olmamasının en büyük dezavantajı yurt dışı kanalında kendini gösteriyor. Avrupa veya Amerika’ya açılmaya kalkıştığında sende batının tekrarı değil, kendi kültürüne ait oryantalist ve farklı bir bakış bulmak istiyorlar.

Türkiye’deki güzel sanatlar fakültelerinin öğrencilerine sağladığı eğitim birçok kişi tarafından eleştiriliyor. Sen güzel sanatlar eğitimini yeterli ve nitelikli buluyor musun?

Genel olarak Türkiye’de eğitimin niteliğinde yaşanan hasarın hepimiz farkındayız. Elbette bundan güzel sanatlar fakülteleri de nasiplendi. Ben Marmara Üniversitesi GSF Heykel Bölümü öğrencisi olarak müthiş bir akademik kadronun bir arada olduğu bir döneme denk geldim. Eğitim aldığım kadro gerçek bir yıldızlar geçidi ve hepsi öğretim konusunda çok titiz. Bu benim şansım olsa da herkes böyle bir şans yakalayamıyor. Bu nedenle kendi çabası çok daha fazla önem kazanıyor. Verilen eğitimin dışında malzeme teminatı ve atölyeler gibi olanaklar da oldukça kısıtlı. Bu nedenle Türkiye’de okul kazanmak yeterli bir basamak değil ne yazık ki. Sürekli araştırmak, denemek, elindeki imkanları en doğru şekilde kullanmak zorundasın.

Ülkemizi terk eden ve etmek isteyen gençlerin sayısının hızla arttığı üzücü bir gerçek. Beyin göçünü bu ülkenin başına gelebilecek en büyük felaketlerden birisi olarak görüyor musun?

Bir ülkenin aydınlarını kaybetmesi en büyük felaketlerindendir. Fakat bu konuda dertlenecek bir milliyetçi kimliğe sahip değilim. Kim nerede mutluysa orada yaşayabilmeli, üretebilmeli.

Birçok gencin yurt dışı hayali kurduğu bir dönemde Türkiye’de kalmayı ve burada üretmeyi tercih ettin. İstanbul’da yaşamaktan, Türkiye’de bulunmaktan memnun musun?

Bir sanatçının farklı kültürler içinde bambaşka diyaloglarla zenginleşebilmesi çok önemli. Birçok ülkede yaşamak ve her birinin havasını üretimlerime işlemeyi çok istiyorum. Bir sanatçı için gerçek bir tatmin bu. Burada kalmam da tercihten ziyade zorunluluk gibi şu an.

En karakteristik özelliğin?

Stabillik.

En büyük hayalin ya da hedefin?

Yurt dışında hatırı sayılır bir galeride yer almak.

En tahammül edemediğin şey?

İşgüzarlık.

En sevdiğin hobin?

Canlı konser dinlemek.

En çok dinlediğin şarkı?

Alfa Mist – Door.

En beğendiğin film ya da dizi?

The Godfather.

En ilham aldığın söz?

İnsanlar birbirlerinin faydası için dünyaya gelmiştir. Bu nedenle onları ya eğit ya da onlara tahammül et.