Melisa Akkuş
Menü

Melisa Akkuş: Sözde liderler iklim mücadelesi için boş vaatler veriyor

Melisa Akkuş. 2004 İstanbul doğumlu. Lise öğrencisi. ICHILD ve İklim Öncüleri gönüllüsü bir iklim aktivisti. İklim krizine karşı yer aldığı ekip ile birlikte çeşitli organizasyon ve eylemler düzenliyor. Değişimi sağlamak için proje, etkinlik, röportaj ve konuşmalarda yer alıyor. İstanbul’da yaşıyor ve daha iyi bir dünya için mücadele vermeye devam ediyor.

Merhaba Melisa. İklim konusu son yıllarda gündemimizde yoğun bir şekilde yer aldı. Önce şunu sormak istiyorum: İklim krizi yeni bir sorun mu? Krizin neresindeyiz?

Karar vericilerin yıllardır iklim krizi ile mücadele için anlamlı ve hızlı adımlar atmaması, bu krizin aciliyetini kavrayamaması, iklim krizini görmezden gelmesi iklim krizinin derinleşmesine sebep oldu. Gezegenimiz her geçen gün iklim krizinin etkilerine daha çok maruz kalıyor. İklim krizi, özellikle hayvancılık sektörü ve fosil yakıtlardan vazgeçilmemesinden ve karar vericilerin bu krizi sürekli ertelemesinden dolayı kriz boyutuna geldi. Taleplerimizin hemen uygulanmasını istiyoruz ama karar vericiler 2030 veya 2050 gibi hedefler koyarak geçmişte yaptıkları gibi yine bu krizi erteliyorlar. Bu kriz artık kapımızda değil, evimizde. Yani şu an ciddi bir şekilde yaşıyoruz. Bu kriz her gün bizi etkiliyor ve yıkımlara sebep oluyor. IPCC (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) raporunu hazırlayan bilim insanları iklim krizini kontrol altına alabilmemiz için hiç vaktimizin kalmadığını, bugün eyleme geçilmesi gerektiğini söylüyor. Karar vericilerin iklim krizine karşı yarın değil, bugünden harekete geçmesi gerekiyor.

Dünyanın sonunun küresel iklim değişikliği ile olacağını söylemek felaket tellallığı yapmak mı sence? Kıyamet senaryolarına inanmalı mıyız? Çok kaygılı olmalı mıyız?

Öncelikle her zaman bilimi ve bu mücadeleyi dinlemeliyiz. Bu kriz ile ilgili oldukça yanlış bilgiler var. Bu yanlış bilgilere karşı ise bilimin arkasında birleşmeliyiz. Yıllarca karar vericiler tarafından önemsizmiş gibi görülüp ertelenen ve ciddi yıkımlara sebebiyet veren, gezegeni çok ciddi bir şekilde yok oluşa sürükleyen ve gün geçtikçe derinleşen bir krizden bahsediyoruz. Umutsuzluğa kapılabiliriz ama unutmayalım ki dünyada küresel bir mücadele var. Bu mücadele çok güçlü. Dolayısıyla umudumuzu kaybetmemeliyiz, mücadeleye katılmalıyız.

Senin de söylediğin gibi mücadeleye katılmadığımızda iklim değişikliğinin gündelik hayatımıza ne gibi etkileri olacak? Küresel ısınmayı durduramazsak dünyamızı nasıl bir gelecek bekliyor? Radikal önlemler alınmadığında gelecekle ilgili neler öngörüyorsun?

Acil durumdayız. Krize kriz gibi davranılması gerekli, ancak hükümetler acil durumdaymışız gibi davranmıyor; tam tersine sorumsuzca davranıyor. Bu kriz için gerekli adımlar atılmazsa iklim krizi ve bu krizin getirmiş olduğu eşitsizlik ve adaletsizlikler artacak. Şu anda iklim krizi gezegeni çok ciddi bir şekilde etkiliyor ve bu durum hepimizi etkiliyor. Bununla birlikte iklim krizi ekonomik, sosyal, siyasi ve ekolojik uzantıları olan karmaşık bir sorun. Birçok durumda iklim krizinin sebepleri arasında bu alanlardaki çeşitli eşitsizlikler yatıyor. İklim krizi mevcut eşitsizlikleri ve adaletsizliklere daha da derinleştiriyor. İklim adaleti kavramı bize küresel ölçekte karşılaştığımız adaletsizlikleri, daha da derinleştirmekte olan iklim krizinin en temelinde bir adalet sorunu olduğunu söylüyor. İklim krizi sorunu ve mücadelemiz içinde önemli bir yer tutan iklim adaletinin temeli ekoloji, iklim krizi ve sosyal adaletin bir arada ele alınmasıdır. İklim adaletinin ele aldığı temel sorun ise iklim krizinin yaşanmasında en az katkıya sahip olanların, iklim krizinin sonuçlarından ilk ve en derinden etkilenenler veya etkilenecekler olmasıdır. Hepimiz aynı fırtınanın ortasındayız ama aynı gemide değiliz. Bu sebeplerden dolayı her zaman ve her yerde ‘’İklim adaleti istiyoruz, hemen şimdi!’’ diyoruz.

Elbete bunun için taleplerimiz var. Acilen Paris İklim Anlaşması’nın maddelerinin yerine getirilmesini ve İklim Acil Durumu ilan edilmesini, 2030’a kadar net sıfır karbon emisyonunun sağlanması için adımlar atılmasını, Kazdağları, Akbelen Ormanı ve Validebağ Korusu gibi önemli doğa alanlarında ekolojik yıkıma sebebiyet verecek projelerin durdurulmasını, iklim krizinin beraberinde getirdiği hak ihlallerine karşı harekete geçilmesini, fırsat eşitliğinin iklim adaleti ve sosyal adalet çerçevesinde sağlanmasını ve tüm bunların gerçekleşmesi için gençler olarak karar alma süreçlerinin her aşamasında etkin, eşit söz ve hak sahibi olarak yer almayı istiyoruz.

Dünyanın neresinde iklim krizi kaynaklı bir sorun yaşanıyorsa bu sadece o yaşanılan yerin sorunu değil, tüm dünyanın sorunu. Bu kadar gerçek varken hala sorumsuzca davranılıyor. Karar vericiler sadece boş vaat vermeye devam ederlerse durum daha kötüye gidecek. Bugünden başlayarak iklim krizi için gerekli adımlar atılmazsa yarın çok geç kalacağız.

Greta Thunberg, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda dünyayı yönetenlere “Benim burada değil, okulumda derste olmam gerekirdi. Boş sözlerinizle çocukluğumu, hayallerimi çaldınız.” demişti. Siyasi otoritelerden umudumuz olmadığına göre hepimizin inisiyatif alması gerekiyor. Öyle değil mi?

Her gün yeni bir kötü habere uyanmamalıyız. Bunun için hepimiz mücadele etmeliyiz. Tek şansımız bu. Ben de gelecek hayalleri kuramıyorum, kursam bile zorlanıyorum. Bu kadar eşitsizlik ve adaletsizlik varken nasıl hayal kurabilirim, geleceğime odaklanabilirim ki? Bana “Bunları büyüdüğün zaman yaparsın, derslerine odaklan.” gibi şeyler söyleniyor. Bu kadar şey olurken ve dünya kırmızı alarm verirken derslere odaklanmam istenmesini kabul etmiyorum. Çünkü şimdi mücadele etmezsek yarın çok geç olacak. Ben bu dünyanın geleceği için büyük bir sorumluluk hissediyorum. Herkesin sorumlu hissetmesi ve bir adım atması çok önem taşıyor. Yalnızca farkında olmak yetmiyor, farkındalığımızı harekete dönüştürmeliyiz. Ben mücadele etmeyi seçtim ve elimden geleni yapıyorum. Hükümetler, sözde liderler ve karar vericiler sadece boş vaatler veriyor ve hiçbir sorumluluk hissetmediklerini düşünüyorum. Bir adım atsalar bile sadece bildikleri ile hareket ediyorlar. Bilim insanlarını, aktivistleri ve kuruluşları dinlemiyorlar. Tüm bunlara karşı biz de harekete geçtik. Mücadelemiz gerçekten çok önemli. Çünkü taleplerimizin uygulanmasını biz sağlayacağız. Birlikte mücadele etmeliyiz, birlikte olmalıyız. Çok fazla “Dünyayı sen mi kurtaracaksın?” gibi kalıp yargılar ile karşılaşıyorum. Ben de “Tabii ki dünyayı biz kurtaracağız.” diyorum.

Kuşkusuz sürdürülebilir ve yaşanabilir bir dünya için bireysel sorumluluklarımız da var. Hayatımızdaki değişim için nereden başlamalıyız?

Benim için çok önemli olan Şiddetsiz İletişim kitabında Marshall Rosenberg, “Dünyada görmeyi arzu ettiğimiz değişimin kendisi olmazsak, değişim hiçbir zaman gerçekleşmeyecektir.” der. Bu söz çok anlamlı. Gerçekten büyük değişimler bireylerin attığı adımlar sayesinde gerçekleşiyor. Mücadele ettikçe bir ormana dönüşüyoruz. Jane Goodall’ın söylediği gibi, “Her bireyin oynayacağı bir rol vardır. Her birey bir fark yaratır.”.

Vegan olmak en önemli bireysel değişikliktir. Ekolojik ürünler kullanmaya başlayabilirsiniz. Atık çıkarmayı azaltmayı, mümkünse atıksız bir yaşam sürmeyi deneyebilirsiniz. Özellikle fazla tüketimi azaltmak çok önem taşıyor. Örneğin yeni kıyafetler satın almak, hızlı modaya destek olmak gezegene zarar veriyor, hızlı moda insan haklarını ihlal ediyor. Bir ürünü satın almadan önce “Gerçekten ihtiyacım var mı?” gibi sorular sormak önemli. Bir kıyafete ihtiyacınız varsa mağazaya gitmek yerine ikinci el almaya çalışabilir veya yakınlarınıza sorabilirsiniz. İklim krizi hakkında okuyarak, izleyerek, dinleyerek, katılarak bilinçlenebilir ve iklim krizini çevrenizdekilere anlatabilirsiniz.

Konfor alanından çıkılması gerektiğini düşünüyorum. Mücadele etmeye başladığınız zaman kalıp yargılara maruz kalırsanız, kesinlikle kendinize güvenin. Olumsuz yorumlar gelirse, bu mücadeleyi neden verdiğinizi şiddetsiz ve barışçıl bir şekilde anlatmanızı öneririm. Çünkü herkese anlatmak, herkesi bu harekete çağırmak önem taşıyor. Bu süreçte hayal etmek, merak etmek, fikir üretmek önem taşıyor. Hayal etmekten asla korkmayın.

Hep birlikte sorgulamak, düşünmek, fikir üretmek, fikirleri gerçekleştirmek ve çevrenizdekileri aranıza davet etmek önem taşıyor. Bu krize karşı sadece farkında kalmayıp harekete geçmeniz ve mücadele etmeniz önem taşıyor. Hepimiz yerel mücadelelere katılabilir ve bu mücadeleleri destekleyebiliriz. Yaşadığınız yerde yerel bir mücadele topluluğu yoksa siz başlatabilirsiniz. Başlattığınız bir hareket ile yerelinizdeki sorunlara karşı büyük bir ses getirebilirsiniz. Bununla birlikte bu alanlarda çalışan ulusal ve uluslararası hareket, kuruluş ve derneklerin çalışmalarını takip edebilir, destekleyebilir ve onlara katılabilirsiniz.

Ayrıca yerelinizde bulunan küresel iklim grevlerine katılabilirsiniz. Dünyada küresel bir mücadele var ve bu mücadeleye ortak olmak için küresel iklim grevlerine katılmanız büyük önem taşıyor. Change.org’da imza kampanyalarına destek olabilir, bu kampanyaları yaygınlaştırabilir ve çevrenizdeki veya Türkiye’deki spesifik bir soruna karşı imza kampanyası başlatabilirsiniz. Unutmayalım ki bir bireyin değişmesi dünyadaki değişimin başlangıcıdır.

Evet, ben de bunu soracaktım. Change.org’da müfredata eklenmesi için “Okullarda cinsiyet eşitliği öğretilsin” başlığı altında bir kampanya düzenledin. Milli Eğitim Bakanlığı bu konuda ne gibi adımlar atmalı?

Hayatımızın her evresinde basmakalıp yargılara ve “kızını dövmeyen dizini döver, saçı uzun aklı kısa, anasına bak kızını al, erkekler ağlamaz, kadın işte” gibi onlarca cinsiyetçi söyleme maruz kalıyoruz. Cinsiyet ayrımcı söylemlere ve kalıp yargılara maruz kaldığımız yerlerden birisi de okullar. Okullarımızda hayallerimiz cinsiyete göre ayrıştırılıyor. İlköğretim ders kitaplarında kadınlar ev işleri, çocuk ve yaşlı bakımını üstleniyor. İlkokul, ortaokul ve liseye giden bireyler bu kalıp yargılardan ciddi bir şekilde etkileniyor ve kısıtlanıyor. İşte tam da bunlara karşı bu kampanyayı başlattım. Milli Eğitim Bakanlığı alanında uzman bireylerle hazırlanmış olan kapsamlı bir toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi müfredata eklemeli. Ben de okullara gitmeye hazırlanıyorum, kapsamlı bir müfredatın hazırlanabilmesi için araştırmalar yürütüyorum ve daha birçok plan yapıyorum.

Z kuşağı birçok kesim tarafından şeffaf, doğrucu, otorite tanımayan olarak tanımlanıyor. Ayrıca bu kuşağın ülkenin geleceğini belirleyeceğini düşünenler olduğu gibi ülke sorunlarını umursamadığını düşünenler de var. Sen ne düşünüyorsun?

Kimseyi temsilen konuşmak istemiyorum, fakat Z kuşağının bu kötü gidişatı değiştirme konusunda ısrarcı ve kararlı olduğunu görüyorum. Z kuşağı hakkında sürekli televizyon kanallarında, gazetelerde, sosyal medyada ve daha birçok yerde konuşuluyor. Peki biz gerçekten nasılız? Biz gerçekten ne düşünüyoruz? Biz gerçekten ne istiyoruz? Bu sorular bize soruldu mu? Hakkımızda sıkça konuşuluyor, fakat neden fikirlerimiz, ne hissettiğimiz, ne düşündüğümüz, ne istediğimiz bize sorulmuyor? Ben artık gençlerin gerçekten dinlenmesi, sözün bizde, yani hepimizde olması gerektiğini düşünüyorum. Biliyorum ki gençler olarak bu kötü gidişatı değiştireceğiz.

Daha aktif bir aktivist olmak için örgün lise eğitimden açık liseye geçiş yaptın. Bu idealist kararına aile ve çevrenden nasıl bir tepki aldın?

Örgün eğitim aldığım okulda hayallerimi gerçekleştirmem, aktivizm yapmam engelleniyormuş gibi hissediyor, kısıtlanıyordum. Her dönem çok fazla devamsızlık yapıyordum. Çünkü okul beni çok kısıtlıyordu. 8 saat boyunca okulda tutulmak istemiyordum ve okulu kırarak hayallerimin peşinden koşmayı, aktivizm yapmayı tercih ediyordum. Okuduğum okulun bana hiçbir katkısı olmadığını, beni kısıtladığını ve daha birçok sebebi aileme anlattım. Birkaç hafta düşündüm ve açık liseye geçmeye karar verdim. Açık liseye geçtikten sonra kendimi özgürleşmiş hissettim ve daha çok aktivizm yapmaya devam ettim.

Üniversitede örgün eğitim almayı düşünüyor musun? Yoksa açık ya da uzaktan eğitimi mi tercih edeceksin? Ayrıca hangi bölümü okumak ve geleceğini nasıl şekillendirmek istiyorsun?

Örgün eğitim ile hukuk okumak istiyorum. Aktivizm yapmaya, mücadele etmeye, hak savunmaya her zaman ve her yerde devam edeceğim. Hukuk okuyarak akademik anlamda da bu alanda çalışmak ve bu yolda yürümek istiyorum.

En karakteristik özelliğin?

Tutkulu olmam, ısrarcı olmam ve tutkularımın peşinden ısrarla koşmam.

En büyük hayalin ya da hedefin?

Türkiye’de okul okul dolaşmak, yaptıklarımızı anlatmak ve gençlere hak savunmayı ve haklarımızı öğretmek istiyorum.

En tahammül edemediğin şey?

“Dünyayı sen mi kurtaracaksın” gibi kalıp yargılar.

En sevdiğin hobin?

Günlük tutmak.

En çok dinlediğin şarkı?

A Change Is Gonna Come – Sam Cooke.

En beğendiğin film ya da dizi?

Minimalism belgeseli.

En ilham aldığın söz?

Bizler kimsenin geleceği değil, kendimizin bugünüyüz.